Onur Mücadelesi – Sessiz Mahkeme
11Mahkeme salonu soğuktu.
Tahta sıralar, gergin nefeslerin sessizliğiyle doluydu. Dışarıda kar taneleri ağır ağır düşerken, içeride zaman sanki donmuştu.
Salondaki herkes bir şeyi bekliyordu: gerçeği.
Adam, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemişti. Yüzünde öfke yoktu, sadece yorgun bir inanç. Suçlanmıştı, yanlış anlaşılmıştı. Ama o, öfkeyle değil, onurla savunmak istiyordu kendini.
Bir insanın en büyük mücadelesi, bazen başkalarına değil, kendi vicdanına karşıdır.
Hakim sessizce belgeleri incelerken, adam gözlerini kapattı. Aklından yıllar geçti. Sevgiyle başlayan bir hayat, şimdi şüpheyle yargılanıyordu.
Ama o, sessizliğin ardında bir güç taşıyordu. Çünkü biliyordu; doğruluk, sonunda kendi sesini bulur.
Tanıklar konuştu, sözler söylendi, kalpler yargılandı. Her cümle, bir bıçak gibi havada asılı kaldı.
Adam başını kaldırdı, gözleri dolu ama dimdikti.
“Ben sadece gerçeği arıyorum,” dedi.
Sesinde korku yoktu. Sadece inanç vardı.
Salondaki hava değişti. İnsanlar onun kelimelerinde bir şey hissetti: samimiyet.
Hakim başını öne eğdi, dosyayı kapattı.
Sessizlik uzun sürdü. Ardından sadece şu cümle duyuldu:
“Gerçek, sonunda sessizliğin içinden çıkar.”
Adam dışarı çıktı. Kar hâlâ yağıyordu. Ama artık o kar, bir yük değil, bir arınmaydı.
Çünkü bazı savaşlar kazanılmaz; sadece onurla tamamlanır.







